günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2015 Salı

Tatile gidiyoruuum !

Merhabalar,

Sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum ama tatile gidiyorum. İzmir'deki son haftam. Ailemin yanına gideceğim için seviniyorum ama buradaki rahatlığın %1'ini bile göremeyeceğim için de üzülüyorum.

LYS'ye tekrar girerek okulumu ve bölümü değiştirmeye çalışıyorum bu sene. Babam tutturdu "Doğu'yu da yaz." diyerek ama üzgünüm buralardan bir yer gelmezse bu vasıfsız bölüme devam edeceğim ve seneye tekrar deneyeceğim. Kavgalar, kavgalar...

Daha önce bahsetmedim sanırım ama bahsettiysem de küçük bir hatırlatma olsun. Hornet'te birisi bana "Güvenip de kimsenin evine gitme. Kendini yalnız hissettiğin anlarda bile bu tarz teklifleri kabul etme." diye mesaj geldi. Doğal olarak ürperip gerildim. Çünkü yakın zamanda birinin evine gitmeyi kabul etmiştim. Aklıma "Acaba o mu?" sorusu gelmedi değil. Ve "İçim içimi yiye dursun." demektense açıkça ona sordum. Kendisi olmadığını ve büyük ihtimalle blogumdan bir saldırı düzenlenmiş olabileceğini vs. söyledi. Tabii ben anlatıyorum akıllı gibi, çocuk bu süreçte bloguma girip onun hakkında yazdıklarımı okumuş. Bir 10 dakika kadar sonra "Tok olduğunu bilsem çağırmazdım. Öyle bir amacım yoktu." diye mesaj geldi. Önce sadece "Biliyorum." dedim ve ardından rahatsız hissetmeye başladım.

Uzunca bir açıklama yaptıktan sonra "Kendine iyi bak." temalı bir sonla mesajımı bitirip yolladım. Çünkü biliyordum hem benim hem de onun için sinir bozucu bir durum olacaktı öğrendikten sonra "arkadaş" olarak devam etmemiz. Ama o öyle yapmamızı istedi ki ben de kırmadım kabul ettim. Sıradan muhabbetlere devam ederken gittikçe mesajları seyrelmeye başladı ki beklediğim bir durumdu bu. En sonundaysa tamamen yazmamaya başladı. Üzüldüğüm tek nokta değerli bir arkadaşı kaybetmiş olmamdı.

Bayılmamın arkasından getirdiği depresyon sürecinde filmlerde olduğu gibi geçici süreli hafıza kaybı falan yaşıyorum herhalde ki ondan sonraki ilk pansuman yapılana kadar geçen 3 gün yok. Sadece ağladığımı hatırlıyorum. Ve o üç gün içerisinde 90 tl harcanmış. Annemlere bir şey söyleyemedim tabi ki. Çünkü hiç bir zaman ben paradan değerli olmadım. Memlekete finaller ve LYS öncesinden dönmek istediğim için babam bana dönmemi burada tatil yapar gibi bir hafta geçirmemi hatta yolda gidecek parayı yollayacağını söyledi ve ben de kabul ettim çünkü elim de dardı.

Bursumu aldım ve direk kredi kartı borcumu ödedim. Elimde kaldı 30 tl. Şaka gibi 30 tl. Ne yapsam ne etsem diye karalar bağlarken anneme 90 tl harcadığımı değil de babamın tatil için yollayacağı parayı sordum. Çünkü zaten onlara göre "çok" harcıyorum. Bir de 3 gün içerisinde 90 tl gittiğini duyarlarsa sorun olurdu. Ve inanın ben kavga çekecek durumda değildim. Ardından babam o parayı yolladı. Ama ne yollamak. Ağzıma etti desek yeridir. Kendisi teklif ettiği halde. Neyse. Benim dönüş bileti almam lazım ve yolladığı para 80 tl civarı idi ve elimde kalan tek para o şuan. Bana da bileti sen al dedi beyefendi. Hayır komik gelen yanı şurada; zaten 80 tl olan otobüs biletini alabilecek kadar gücüm olsa senden para istemem değil mi?

İnanın darlanıyorum bu aralar. "Durumu yoktur belki neden bu kadar bencilsin?" diyebilirsiniz. Üzgünüm. Sigara paketlerinin tanesinin ne kadar olduğunu biliyoruz. Benim bir aylık harçlığımı o 10 günde içiyor. Ve ben her gün Starbucks , o bar senin bu kafe benim birisi de değilim. 300 tl ile bir ay geçinmek sanırım azıcık zor olsa gerek :') Ayda bir çıktığım yemeğe de laf ediliyor . Tamam sakinim. Onları seviyorum. Hayat güzel, sağlıkları yerinde, mutluyuz ^^

Bu yazımda size iki müzik bırakıyorum ^^ Hihi

Umm ilk  kez bahsedeceğim ama ben kitap yazıyorum. Ve manyak diyebilirsiniz ama kitap yazarken bir sahnede arka planda hangi müzik olmalı diye ayarlamalarımı da yapıyorum :D Bir film sahnesi gibi hayal edip en ince ayrıntısına kadar yazdığımdan da bana "Çok ağdalı bir dilin var." gibi eleştiriler geliyor.^^

Bu şarkılardan biri kitabımın coming- out sahnesinde ki background bebeksisi :D ;
Hans Zimmer - Time

Diğeri ise benim çok ama çok sevdiğim bir Güney Kore filmi olan A Werewolf Boy'un şüphesiz en sevilen soundtracki ;


Park Bo Young - My Prince

Filmden biraz bahsetmek istiyorum. Asyalı filmlere aşina iseniz ağır derecede cinselliği kullandıklarını fark emişsinizdir. Ben ve annem oturmuş "Adam akıllı izleyecek film yok yeaa.." temalı araştırmalarımızı yaparken ben bu filmin kapağına denk geldim ve o an biliyordum çok seveceğimi. Ki benim hayranlıklarım böyle başlar. İlk görüşte deli gibi severim ondan sonra öyle gider :D Neyse,


Aşık olduğum afiş (Gözleri kalp olmuş emoji)


Film kurt gibi yetiştirilen, medeniyetten uzak olan bir genç ile tatlı bir kızın arasındakileri anlatıyor. (Spoiler vermemek için yırtınan yazar örneği vol.1165151) Filmin isminden de azıcık anlaşılacağı gibi fantastik sınıfına girebilecek bir film bekliyorsunuz. Öyle sayılır da zaten. Ama dram kısmı o kadar ağır ki şahsen benim gibi biriyseniz ağlamayı geçip sesli sesli hıçkırıklara boğulacaksınız derim :D Annemle izlememize rağmen ben nefessiz ağladım sanırım her sahnesinde. Ki film bittiğinde böyle yüreğinize fil oturuyor. Yazarken bile gözlerim yaşardı :D Çünkü zeki gibi müziğini dinliyorum.


Filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Beğeneceğinizi umuyorum ki belki bir parça ne kadar aşırı-gereksiz-romantik olduğumu anlarsınız . Yalnız ölcem beeğn :( Tabii ki o zamanlar tek aşkım Cheolsu'nun güzel bir şey yaptığında başını okşattığı her sahnede ağlamadım.


Trailer ^^ -

Tumblr'da bulduğum bir kaç fotoğraf ve gif;





Umarım beğenirsiniz ~ Kendinize iyi bakın, Görüşmek üzere ^^





17 Mart 2015 Salı

Bir Türk Filmi Klasiği; Fortlanmak + Toplu Taşıma Tacizleri

Eveet. Duşumu aldım, maskemi yaptım ve olmazsa olmazım çilekli sütümü içerkene sizlere sıkıcı hayatımdan bir "Annyeong!"(Küfretmedim Annyeong Korece'de Selaam/Merhabaa dimek.)

3 önemli (ıı bir tanesi size o kadar da önemli gelmeyebilir kkk ~) event meydana geldi son yazımdan beri. Hornet denilen uygulama ile biriyle buluşacak cesareti gösterdim, Asya'nın göbeğinden gelen lenslerim sayesinde gözlüklerimden kurtuldum, metroda tacize uğradım.

Evet evet. Bayağı travma atlattım sayılir. İyiyim ama. Yani umarım iyiyimdir. Şimdi İzmirli gençler bilir Göztepe ve Karşıyaka meselesini. Azılı rakiplerimiz sağolsunlar bazen çizgiyi aşabiliyorlar. Öhüm neyse. Ben yurtta kaldığımdan kargo alamıyorum. Geliyor, idare alamıyor ve yetmiyor bize haber verilmiyor. Bu yüzden kargomun kaybolmasından korkarakadres olarak okuldan samimi bir arkadaşımınkini verdim. Kargo gelmiş ama ailesi durumu açıklayamamışlar. PTT görevlisi beni aradı ama nasıl ukalayız.

"Siz o adreste ikamet(umarım böyle yazılıyordur) etmediğinizden kargonuzu teslim de edemedim ihbar belgesi de bırakamadım. Telefonunuzu görmesem kargoyu çoktan geri göndermiştim. -Bu arada ben durumu açıklıyorum - Yani ben bu kargoyu merkez şubeye ihbar edeceğim. Onlar geri postalamadan siz bir gidip deneyin şansınızı. Artık görevlinin insafına kaldınız. Dıt dıt dıt..."

Bu konuşmayı da okula giderken yaşıyorum tabii bende moral 0. 1 ay bekledim o kargo için ben lan. Merkez şube de ebesinin hörekesinde. Git Allah git. Neyse ertesi gün haftasonuydu ve ben internette araştırıp Merkez Şubelerin Cumartesi günleri öğlene kadar açık olduklarını okudum. Bir umut çıkıverdim yola. Gittim ama geç kaldım tabii kapalıydı. Dönerken metro istasyonu tıklım tıklımdı. Göztepe'nin maçı varmış. Ağzına kadar dolu olan trene binmeye çalıştık tabii ite kaka. Ben de kapının hemen önüne kaldım. Tam karşımda da 10-15 kişlik bir Göztepeli grubu var. Birisi aniden yanıma yaklaştı ve kıkırdayarak "Bakın burada ne buldum." dedi. Diğerleri katıla katıla güldüler ve ardından kalçamın hemen altına tekme yedim. Ne olduğunu anlamak için döndüğümde birini yerde gördüm. Herhalde sendeledi ve düşerken istemsiz olarak ayağını bana doğru savurdu diyerekten önüme döndüm ama belimde bir baskı var. Birileri dirseğiyle(olduğunu düşünüyorum) beni dürtüyor. 1 olur 2 olur 3 olur. Bunlar gülmeye devam ediyorlar. Başta bana sırıtan arkadaş da "Istersen arkanı kapıya dön kardeş *hahahahha* ne olur ne olmaz" diye kahkahayı patlatmasın mı? Bunlar aynı anda bana dokunmaya başladılar. Biri parmaklarını pantalonumun arka cebine sokar diğeri baldırımın arkasını okşar. Terliyorum sinirden, çok fazlalar yardım çağrısı atarcasına insanların gözlerinin içine bakıyorum. Hepsi kafayı çeviriyor. Yardım edin diye sesleniyorum kimse duymuyor.

Daha o kadar salağım ki "Müsaade eder misiniz?" diye sorup bir sonraki durakta iniyorum. Orada da peşmden geliyorlar ve ben aktarma yapacağım onları kaybetmek için. Özel firmanın metrosune doğru ilerlerken kendimi hem ağlar hem koşar halde buldum. Kalabalığı gördüğüm yerde aralarına dalıyor, ortalarında saklanıyordum. Böyle böyle ilerlerken kendimi kaybettirdiğimden emin olunca rahat rahat ağlayıp yurda döndüm.

Kedicik cidden çok korkmuştu. Titreye titreye saklanacak bir delik ararken yine bir başına olduğunu hatırlamak biraz ağırdı...

~

1 Mart 2015 Pazar

Aile Kurmak ve Aile Olabilmek

Ben hiç bir zaman bir aile olduğumuza inanmadım ki bu durumun en büyük örneği kendilerini zerre alakadar etmeyen bir konudaki tercihimi öğrenen ailemin tutumuydu.

Oda arkadaşlarımla aram çok kötü. Duş jeli veya şampuan kullanmayı bilmediklerinden içerisinin kokusu gerekse yataklarından yayılan koku yüzünden sürekli olarak uyarmaktan artık ben yoruldum. Sifon çekmeyi bilmeyen bir çift zekanın klozet kapağını kapadım diye benimle tartışması da ayrı saçmalık. Yemekhanede ekmek yememem "gavur" olarak damgalanmama sebep oldu. Canım istediğinde en yakın Kipa'dan gidip meyve almam da "zengin züppe" diye anılmama....

Tabii bu can sıkıntısını aileme anlatmayı daha senenin başından kestim. Ne zaman açıklasam sorunlarımı "Sen istedin orada okumayı katlanacaksın." dediler. Ve ben bu saçmalığı çekmeye devam ettim.

Pizza yemeye götürdüğüm barzolar hayatlarında pizza yememişler cidden. "Ben yedim pizza ya severim" dediler. Ben de karışmadım ne seçtiklerine ya da düşüncelerine. Ben pizza uzmanı sayılmam ama en azından bilmediğim bir şeyi yerken damak zevkimi anlatır ona göre yardım isterim ki sevmeyeceksem bile en azından damak tadıma yakın olsun diye. Tabii yedikten sonra da "Aynı fiyata iskender yerdim ben be. O neydi lan öyle" muhabbetiyle karşılandım ki bu da o zengin züppe olayının temel taşı oldu. Gratis alışverişlerim onların çok ilgisini çekiyor çünkü bırakın kozmetik satan bir shop a girmeyi kozmetik reyonundan kendilerine deodorant almaya bile çekiniyorlar.

Anneme anlatıyorum olanları. Sonra gece gece telefonla konuşma muhabbeti çıktı ve kavga oldu odada. Biri birine gıcık olunca doğal olarak her hareketi gözüne batıyor. Bu yüzden de bir sürü salak saçma konudan kavga çıkıyor. Annem az önce beni aradı ben de meşgule alıp mesajla dönecektim. Açıklamasını yazıyordum ki tekrar aradı açtım kısaca görüşüp kapadım hemen arkadan laf yedim tabii ki. Ondan sonra ben anneme uzun uzun mesajları attım arkasından benden 5 yaş küçük kardeşim ağzıma etti affedersiniz. Demediği şey kalmadı ve ben hayretler içerisinde okudum mesajları. Neye uğradığımı şaşırdım. Nereden buluyordu bu saygısız davranabilme hakkını biliyordum.


Ailem beni sürekli ezdi ve kardeşlerim ezince de doğru bir şey yapıyorlarmış gibi güldüler. Onların da bilinç altına  "Onu ezmek doğru bir şeydir"şeklinde bir yapı oturdu. Semesterdan bu yana ağlamadan geçen tek bir günüm bile olmadığı için aileme buradan teşekkür ederim.

"Sizleri sevmeye ve güvenmeye çalıştıkça elinizden geldiği kadarıyla beni itiyorsunuz. Sizden uzaklaşıyorsam bu sizin yüzünüzden teşekkürler." (asla okuyamayacakları mektubumdan kesit.)

Kedi Depresyonda
 ~

23 Şubat 2015 Pazartesi

Ölümle Yüz Yüze

Hayat her zaman toz pembe değildir...

Komikli görünmeye çalışarak yaptığım girişten sonra asıl yüzümü göstermek istedim.

14 yaşında ilkokulu yeni bitirmiş liseye geçiş yapacağım yazın verdiği heyecanla sınav sonuçlarını bekliyordum. Babam beni sürekli iş yerine (bir dükkandan çok topluma açık bir merkez - spor, eğlence vb. - ama ne olduğunu açıklamayacağım) çekiyordu. Çünkü resimlerimde hep ölen birileri vardı. Ve başında ağlayanlar...

Hep ağır konuları işleyen rock ve türevleri müzikleri dinler genellikle ağlardım. Beni mutlu eden şeyler kitaplar ve resim çizmemdi. Onlar olmadan bu konuma gelemezdim diye düşünüyorum. Neyse. Babamın iş yerinde yine sıradan bir gün orada bakıcılık yapıyorum kardeşlerime, bir çocuk yaklaştı bana. Oturuyordum. Dolayısıyla önüme geldiğinde başımı kaldırdım. Kafası ve omuzları tam güneşin önüne geldiğinden filmlerdeki gibi bir görüntü oluştu. Tıpkı aziz figürleri gibi :P 

Yanıma oturdu. Gözleri bal rengiyle kahverengi arası anormal bir renkti. Anormal diyorum çünkü ışıkla canlandığına yemin edebilirdim. Sanki irisleri akışkan parlak bir sıvıyla doluydu. Tanrım kalbim çok hızlı çarpıyordu. Sonra adımı tahmin etti.(Babam söylemiş. Öyle zihin okumak filanlar yok. Maalesef. ) Kendini tanıttı. Ve ben eridim. Sesi çok güzeldi. Dağınık saçları 1-2 aylık uzatılmıştı. Biliyordum çünkü aynı saç modeline sahiptim. Geniş elmacık kemiklerinin üzerine serpiştirilmiş çilleri çok yakışıyordu. Kalın kaşlarının ardındaki gözleri sadece çok yakından belirginleşiyor onun dışında uzaktan birer çizgi halini alıyorlardı.( Miyop olmama rağmen gözlerinin içine kadar incelemişim.)

Benim istediğim lisede 1. sınıfı bitirdiğini ve babamın iş yerinin sahibinin oğlu olduğunu söyledi. Babası açılsın diye oraya ücretsiz çalışması için gönderiyordu onu. Benim hikayemin aynısıydı yani. Ve ben o günden sonra, istemeden gittiğim o iş yerine her gün gittim. Tüm yaz...

Telefonum yoktu henüz. Babam onların arasında utanıp sıkıldığımı görünce almıştı bir tane. Dünyalar benimdi artık. Bir de numarasını almıştım. Mesajlaşıyorduk. (O zamanlar eşcinselliğin ne olduğunu bilmiyordum. Ve itiraf etmem gerekirse ondan sonra kimseye böyle saf bir aşk besleyemedim.) Ona sürekli şiirler yolluyor, onu ne kadar sevdiğimden bahsediyordum. Hiç yanında cinsellikten bahsetmediğimden bir gün sorgulamıştı. Ben de abartılı şekilde bahsetmeye başladım. Sonra anladı istemediğimi ve gerek olmadığını söyledi. Abartıydı ve gereksizdi. Çünkü bilmiyordum. Çünkü ben ilk kez boşaldığımda ağlamıştım korkudan. Babam bana asla bahsetmezdi bu konulardan ve vücudumu bana tanıtmamıştı. Lisenin ilk yılı boyunca mastürbasyon yapmadan her uykumda boşaldığımda korka korka kendi çamaşırlarımı yıkarken ağladığımı bilirim, bende sorun var diye düşünerek. Neyse...

Ona şarkılar öneriyor aşk sözleri yazıyordum. Hiç terslemedi beni. Hatta arkadaş ortamına çağırdı. Babam izin vermedi gidemedim. Ona en sevdiğim kitaplarımı verdim okusun diye. Okumadı :) Liseye başlamadan 1 ay önce benimle konuşmayı kesti. Ve benimle aynı katta olduğundan teneffüslerde göz göze gelince ağlayasım gelirdi. Edebiyat öğretmenlerimin bayılarak okuduğu denemelerimde ve kompozisyonlarımda her konuyu ondan örnek vererek, ona yorarak ele almıştım. Beden eğitimi derslerimiz bir üst sınıflarla ortaktı ve onların sınıfıyla birlikte giyiniyorduk. Tüm arkadaşları ayakkabı bağcıklarımın birinin renginin diğerinden farklı olmasıyla ilgili dalga geçiyordu. Erkekliğiniz ayaklarınızda mı? diye sorunca da susuyorlar penisimi göstermemi istiyorlardı. Ben bu ortam için çok farklıydım. Çok korkak ve çekingendim. Ona bir sürü resim çizmişim. Ama o veremeden benimle konuşmayı kesmişti.(3. sınıftayken bir arkadaşımla gönderdiğimde aldığını görünce de saatlerce ağlamıştım.) Ona hiç cinsel açıdan ilgi duymamıştım. Sadece elini tutmak bir de öpmek istiyordum. Onunla uyumak hatta ona yemek yapmak. Mastürbasyonu öğrendiğimde pişman oluyordum. Ona ihanet ediyormuşum gibi geliyordu. Çünkü bastırılmıştım. Çünkü bilmiyordum.

Ve ardından ilk sanal ilişkimi facebookta 2. sınıftayken yaşadım. Kendimi tanıma evresindeyken her iki role de bürüneceğimi düşünüyordum. Ve eşcinsellik sadece sexti benim için. Çünkü sorabileceğim bana rol model olabilecek kimsem yoktu. Ortamda herkes kendini pazarlıyordu. Bu yüzden ben onunla bunları yapamam diyerek onu arkadaşça seviyorum diye kendimi kandırmıştım. Yanlış başladım bu ortama. Deli cesaretiyle telefon numaramı verdim. Nefes alış verişlerimle boşalan insanlarla muhatap oldum. Görebileceğiniz en iğrenç girişi yaptım eşcinsel hayatıma. Her zaman narindim. Hep sevimliydim(feminen anlamında) ve hep bebeklerle oynadım. Evciliğe bayıldım. Prenses resimleri çizmesi için anneme yalvardım. Aynısını çizmeye çalıştım. Ve gün geldi uyuya kaldığım bir anda mesajlarımı yakaladılar. Tabii ki penitration(böyle yazılıyordur umarım) gibi terimler değil açık öz anlatımla birbirimizi sanal olarak tatmin ettiğimizden ailemin anlaması saniyelerini almadı. Ne mi oldu? Annem kasıklarımı tekmeledi. Saçlarımdan tutarak beni yatak odalarına sürükledi ve babama okuttu mesajları. Babam o kadar hızlı vurmuştu ki acıyı hissedememiştim. Telefonuma el koydular.

2. ilişkim bana istediğim her kitabı alan Çakma Model. Onda da uyuklarken yakalandım. Bu sefer babam beni liseden almak için okuluma gitti. Beni odaya kapayıp 3 gün çıkarmadılar. İngilizce öğretmenim babamı okuldan kovmuş. Herkese intihar ettiğim haberi yayılmış. Müdür yardımcımız yasal yollara başvuracağı konusunda tehdit etmiş babamı. Ve 3. günün sonunda beni odadan çıkardıklarında ağlamaktan göz pınarlarım kurumuş bir vaziyette onlara sarılmak için sabırsızlanarak karşılarına çıktım. Hiç bir şey olmamış gibi davranıyorlardı. Onlara olan sevgi sözcüklerimi bir bir yutup attıkları nutukları dinledim. Babam beni kerhaneye götürecekti. Affedersiniz kadın becerecektim. Erkek olacaktım. İtiraz ettim. Unutuldu gitti.

3. ilişkim Izmir'e geliş sebebimde yine yakalandım.(evet insan salak olunca 3 ilişkisinde de uyuya kalarak telefon yakalatır.) Ama bu sefer farklıydı. Okuldaki rehber öğretmenime açılmıştım. Bir de bilen arkadaşım vardı üniversite öğrencisi. Ve mesajlarım cinsel içerikli değildi. Babamın yüzündeki o rahatlayış ifadesini anlatamam. Mesajlar aynen şöyleydi;

Kedi: Aşkım uykum var gözlerimi açamıyorum. Uyuyayım ben lütfen.

FakeJapon: Azıcık daha dur ya. Konuşuyoruz işte. Hem saatlerimiz uyuşmuyor. Okula da telefon götüremiyorsun. Özlüyorum.

Kedi: Uykum var. 

Bundan sonrası yok. 20 küsur mesaj. Cevapsız çaģrı. Telefonumda da şifre yok babamlar istemiyor iki kere yakalayınca. Okuldan eve bir saat geç gidince telefonum kurcalanır arkadaşlarım tek tek aranır çünkü... 

Neyse. Babam pek bir şey demedi telefonumu aldı elimden. Annem de ağlıyor. Tüm güvenimi yıktın diye. Anlamadığım nokta güveninin cinsel seçimlerimle ne gibi bir ilgisi olabilir. Düzeltiyorum bu bir seçim değildir! Kavgalar küfürler hakaretler. Kıyafetlerimin ayrı bir kirli sepetine konulması. Bana yemek verilmemesi. Kardeşlerimin benimle konuşmasının yasaklanması. Eve birisi gelince odadan çıkmama kuralı. Bunlar hep hafif şeyler.

Babam bir gün beni aldı dağın eteğine. 

Babam: Oğlum sen si**lmekten mi hoşlanıyorsun?
Ben:...
Babam: Çok hoşuna gidiyorsa söyle iş yerime götüreyim hepsi bir posta atar.
Ben: Ağlamaya başlar...
Babam: Neden ağlıyorsun? Ne güzel fantezi yapmışsınız? Si**ni de yalarsın sen.
Ben: Yere çöktü artık kaldıramıyor.

Ve işe bundan sonrası acı. Babam vuruyor. Ben susuyorum ağlıyorum sessizce. O vuruyor.Her tokadında biraz daha kayıyorum karanlığa. O boğazımı sıkıyor. Senin gibi pislik yüzünden hapise girmeyeceğim diyor. Ve beni oracıkta titrerken bırakıp gidiyor.

Peki Kedi... Sen salak mısın tanımadığın birinin peşine Izmir'e geldin? Ben şu an fark ediyorum ki ben büyük bir depresyondaymışım. Kaçış yolu arıyormuşum. Üniversiteyi kazanmış olmam bile bana şu an mucize gibi geliyor. Lise ders bilgim hiç yok çünkü.


Bunları niye yazıyorum bana acıyın diye mi? Belki birileri okur. Ders edinir.. Çocuğunu korur. Çocuğuna farklı gözle bakması için birini uyarır. Bir değişiklik olur. Ben kendi çabalarımla pozitif düşünebilecek hale geldim. Bunları kendimi acındırmak için söylemiyorum. Saklanmayın. Birisinin hayatınızı karartmasına izin vermeyin. Zira ben artık hiç bir erkeğe güvenemiyorum. Izmir'de de tekim. Oradayken de tektim. Dost anlamında bile bir gay tanıdığım yok. Bu halde. Tek başıma savaşmak o kadar zor geliyor ki anlatamam. Umarım okurken birilerine bir şeyler katar bu yazı.

Sağlıcakla kalın.

Kedi

22 Şubat 2015 Pazar

İlk Patiler...

İlkbahar Geliyor !

Kedimiz ilkbahar doğumlu olma olup kış manyağı olmasındaki ana etkenlerin doğduğu saatlerde yağan sağanak yağmur ve arkasından gelen fırtına yüzünden yaşanan kış soğuklarının olduğunu düşünüyor. (Yazar burada kurduğu cümleye tekrar bakar ve gözleri dolar.)

Yine lise yıllarımdan birinde semester biteli çok olmamıştı. Yine can sıkıntımdan çeşitli sosyal ağlarda sürekli birileriyle konuşma çabası içindeydim ama kimse benim kafama uymuyordu. "Neden dışarı çıkıp ortama göz atmadın?" diye soracak olursanız;
1. Antisosyal ve çekingenin önde gideniyim.
2. O zamanlarda yaşadığım ilde herhangi bir homosexuel belirti gösterdiğiniz an ya aileniz tarafından öldürülüyor, ya da halk (bu hakkı kendilerinde nasıl buluyorlar hala anlamış değilim) tarafından şehirden uzaklaştırılıyordunuz. Gerçi hala öyle değişen bir şey yok yani...

Neyse öhüm. Deli gibi bir sıkıntı var üzerimde ki sormayın. Bir de o zamanlar facebook üzerinden çok büyük olaydı bu gay hesaplar. Herkes popüler, herkes bir aileye mensup, sürekli partilemeler, "Ay dün çok eğlendim. Çokkiseldi." ler. Ben de kuduruyorum bu profillere girip girip. Fotoğrafımı yükleyecek cesareti de kendimde yeni bulmuşum(; zira çevremin verdiği baskı yüzünden nereye gidersem gideyim üzerimden hiç silinmeyecek bir şüphecilik ve çekingenlik yerleşmiş durumda üzerime.) doğal olarak daha bir çekingen davranıyorum beğeni alırsam da dünyalar benim oluyor. Sevilebileceğime inanıyorum hani. Şimdi ben böyle takılırken birileriyle sanaldan ilişkisi var modunda bir şeyler yaşadım. Tabii bunlardan biri vardı ki kilit nokta o. Kendisi 10 15 kişiyle hem gerçek hayattan hem sanaldan gerek evlerine giderek, gerek ormanda, gerek fotoğraflaşarak ilişki yürütüyormuş. Benim de kendimi yeni kabulleniş dönemlerim nasıl mutluyum benden hoşlanıyor diye (noob).

Ardından ayrılıyoruz. Bende de ergenliğin görüp görebileceği en büyük depresyon belirtileri var. Bla da bla. Çok pişmanım tabii gençliğimi heba etmişim de, ah da vah da (ne gençlik ama haha) muhabbetini yapmadım değil ama yani şimdi geçmişte kaldı naapabilirim. Neyse. Birisinden mesaj geldi.Tanımadığım etmediğim bir insancık. Profil fotoğrafında 11-12 yaşlarında bir çocuk. Dedim "Nooluyoruz?" Konuşuldu, edildi ve eylenildi(eğlenmek değil; eylemek. Lüffen yapmayın pls.)

Bu bizim Kilit Noktası'nın benimleyken fingirdediği bir arkadeşceğizimizmiş. Bayağı anlattı işte şurdanım, şu markanın modelliğini ve mankenliğini yaptım (tipin model ve mankenle alakası yok!), babamın şu şirketi var. Şöyle zenginim böyle popiyim. Muhabbeti bayağı iyidi sarıyordu. Telefon numaramı istedi ki ben ilk defa birine telefonumu veriyordum LOL. Sonracığıma, o gece sabah 4'e kadar konuştuk. Doğal olarak soracaksınız... Bu benim eskimin eskisiyljsgş ve ben onunla sabah 4'e kadar konuştjnfask . Evet malım.

Teklif etme çıkma muhabbetinden bahsetmiyorum yolun gidişatı belli zaten. 1.5 sene arkdşlr. 1.5 sene. Lan ne kontör(o zamanlar tl ye alışamadıydım.) gitti ona be. Neysem. Bu arkadaşımızın adı Çakma Manken. Birazdan kimin kim olduğu karışacak çünkü haha. Kendisi öküzün önde gideni olma vasıtasılığını yerine 5 Pek İyi ile yerine getirirken arada 3 Orta ile romantik olabiliyordu. ( Karnesine yazdım annesine; romantik filmler eşliğinde sevgili nasıl mutlu edilir? temalı bir taktiksel muhabbet, çocuğunuzun bu dersinden Pek İyi ile geçmesinde büyük rol oynar. Pls  dikkat ediniz.) Bir gün telefonda konuşuyoruz. Konu kitaplardan açıldı. Hangi kitapları okumak istiyorsun aklında var mı? diye soruverdi. Ben de yardırdımasdas . Tamı tamına 1 hafta sonra... Adını verdiğim her kitap... Kapıyı açınca kucağıma verilmişti... Ne ağlamıştım ama (noob).

Sonra işte ayrıldık. Kendisi telefondayken bayılmış numarası yaptı filan .........(milyon tane nokta)
(Babamın yakalayıp beni öldürmek için ıssız bir yere çekişini sonra anlatacağım.)

Velhasııl kelam. Şimdi. Bende son 3 senedir manyak gibi Kore ve Kore Ürünleri (ahaha.) tutkusu başladı. Sürekli bir Koreli arayışı içerisindeyim. Ama nasıl öyle böyle değil. Bileniniz vardır belki;
interpals.net ve studentsoftheworld.com gibi siteler aracılığıyla yabancılarla tanışabiliyoruz. Ben de her gün aralıksız oralardayım. Sırf çekik yüzü göreyim diye. Akıllı telefona yeni geçişim. Kik denilen bir uygulamayı keşfettim. Google Play'de bir de nickimi paylaştım. Şööyle 6 ay sonraları falan. Birisi yazdı ama nasıl yakışıklı Ya Rab! (tövbest.) Konuştukça ortak noktalar filan derken bu Japon hayranı çıktı. Kendisi Alaman-Türk karışımı bişi. E doğal olarak sarışın.....!! Konuştukça bu bana bakar mı lan? oluyorum ama o kadar uzun zamandır da birileriyle görüşmediğimden ilgi açlığım tavan durumda. Verdiği ilgiyi direk mideye indiriyorum. Şimdi burası çok karışık ve oldukça komik... Fotoğraflarla açıklayacağım.
Andreja Pejic - Androjen Model olarak tanınır. Yanlış bilmiyorsam cinsiyet değiştirdi.
Bana yollanan ilk fotoğraf bunun tıpkısın maskülen hali idi.
Ve uzun uzun konuştukça ben Koreli beğendiğim ünlüleri(idoller) anlatıyordum ona. Bayağı da kıskanıyorduk hani (yersen.) Bir de şu var fotoğraf da istedim çakmağıyla. Not alın bunu.

Lee Chi Hoon - Ulzzang(Korece'de Yüz Güzeli anlamına gelen bu terim, göze güzel görünen ve model olarak çalışan insanlara verilen bir nevi ünvan.)
Bir kaç gün sonra buna dönüştüğünü söyledi. Tabii bende beyin felç. Almadı yani. Kaldıramadım. Ha ne oldu ? Sorgulamadan devam ettim. (hönk.)


Eveet ve bu arkadaş İzmir'de yaşadığını filan söylediğinden ben de buraları tercih edip geldim . Ne oldu ? Kendileri kız çıktadlfnafl ... Otobüsteyken terkedildim lan nasıl ağladım siz tahmin edin.

Bu hayatımın şimdiye kadarki aptallıklarımın bir traileri idi. Umarım biraz da olsa okurken eğlendirebilmişimdir sizleri. Ayrı ayrı uzun uzun anlatacağım ilişkilerimi de :P (hala vakit varken kaçın)

Bye~

Yeni Evlat Edinilen Şapşirik Kedi

Merhaba!

Ben Kış Kedisi ^^ 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. İlgi alanlarımın ve zevklerimin farklı olduğunu keşfettiğimden beri dünyaya daha renkli bakmayı öğrendim. Burada bizim gibi bir çok arkadaşımız olduğunu gördükçe ben de yazacağım diye bir heves kabarıverdi içim...

Tabii ki hepimizin anlatacak bir sürü hikayesi, derdi, umutları ve hayalleri var. Ama aramızda benim kadar saçmalayan bir insancık olduğunu hiç sanmıyorum. Bunları buraya yazayım ki ders olsun sizlere, kulaklarınıza küpeler takın üst üste....

Bu kedicik antisosyalin önde gideni. Bu yüzden yardımlarınızı esirgemezseniz çok memnun olurum ^^

Şimdilik bu kadar. Gerçekten sıkıcı hayatımı merak edenler olursa seve seve anlatacağım.

Bye ~