Uzun süredir görüşmüyoruz. Bu yüzden mini bir özetle olanları anlatacağım ve asıl yazıma döneceğim...
Ailemin yanına bir haftalığına döndüm. Bu süreç boyunca babam Helix Piercing diye geçen kulağımızın üst kısmındaki kıkırdağa açılan deliğime taktığım küpeye kızdı. 2 sağ kulağımda 2 de sol kulağımda deliklerim var. Helix'i de sayarsak sağda 3 tane oluyor. Diğerleri boştu ve helixteki küpe saçlardan görünmediğinden takıyordum, kapanmasın diye. "Ben sana burada küpe takılmayacak demedim mi?" diye bir çıkış yapıldı ama ben sesimi bile çıkarmadım. O da uzatmadı. Bershka'dan 2 skinny almıştım. Üzerimde kötü durmadıklarını düşündüğümden kardeşlerime yollamıştım. Onlar da beğenince anneme göstermelerini istedim ki o sonrada babam görmüş.(Neden yaptığımı soruyorsanız, o an olacaksa kavga olsun istediğimden. Daha sonra öğrenirlerse çıkacak kavgayla uğraşmak istemediğim için.) Oraya gittiğimde o konudan muhabbet açıldı. "Neden getirmedin? Yırtacaktım onları" vs gibisinden söylemler... Yine ses etmedim ve yine uzamadı konu.
Gel gelelim yoldayken eski sevgilimin ask.fm hesabına takma isimle yazdım ve en sonunda bayağı muhabbet edip beni tanıdığında konuşmak istedi. Beni aramasını veya mesaj atmasını istemedim. Zira yakalanma olasılığım yüksek olurdu. Snapchat hesabı açtım. Oradan konuştuk vs. Neden yazdım ben de bilmiyorum. Boşluğumda ne yapacağını şaşırdığımdan mıdır, nedir? Bir de yetmedi benim 4 buluşmaya gelmeyen öküzüm bana "Piremses (Gülücüklü emoji x 3)" yazıp yolladı. Sonra cevap vermedi(WTF!?)...
Oradayken annemle muhabbetimiz bir nebze soğuk olmasına rağmen her zamankinden iyiydi. Kardeşlerim de bana oldukça sıcak davrandılar. Babam da beklemediğim bir derecede samimi idi. Ama inanın içimdeki "aile" boşluğunu doldurmadan geldim. O samimiyet ve sıcaklıklarına sığınabilirdim ama yapmadım, yapamadım. Onlara sığınıp güvendikten hemen sonra üzerine yattığım pamuktan yatağın bir kırık cam havuzuna dönüşmesinden korkuyordum - çok geçmeden de gerçekleşeceğini biliyordum.
Sevgililerimde aradığım özelliklere bakınca genelde "Baba" rolünü üstlenebilecek birirlerini beğendiğini fark ettim. Hayatımdaki eksikliği başka bir yerden tamamlamaya çalışıyordum yani. "Acaba babam benimle daha yakın olsaydı gay olmaz mıydım?" diye düşünmüşlüğüm çoktur. "Böyle olmaktan nefret ediyorum." dediğim de...
Ben model ve dansçı olmak isteyen bir arkadaşınızım. Bu yüzden de elimden geleni yapmak istiyorum; üniversite hayallerim bunlarla başlıyor. Ama maalesef buraya geldiğimden beri bir etkinlik gösteremedim. 5 aydır çöküş yaşıyorum. Kısa bir zamanda toparlarım diye umuyordum. Ama boşluğa doğru itilmeye devam ediyorum. Dans okuluna gitmeyi ya da bir stüdyo kiralamayı çok istiyorum ama param yok. İşe girmek istiyorum ama okul saatlerim uymuyor, her iş veren deneyimli eleman arıyor. Deneyimim 0. Modellik için ajanslara başvurmak istedim ve başvurdum. Fotoğraf çekim ücreti istediler yine param yok. Kahrolası para. I hate you b*tch.
"Ev"deyken fark ettiklerimden biri de "evde" olma hissiyle uyuduğum bir gecelik uykunun, İzmir'deyken uyuduğum tüm uykulardan daha değerli oluşuydu. Evet aşırı ince düşünen aşırı detaycı bir psikopatım, biliyorum(Bu yüzden "İç Mimar olmalısın!" diye çok fazla feedback aldım.)
Bu kadar özlediğim ve sığınmak istediğim ailemden nefret ediyorum; istediğim yönde kariyer edinmemi engelliyorlar, beni sadece çocukları olduğum için bile(!) sevemiyorlar ve asla ama asla yanımda olmadılar. Açıkçası kardeşlerime de aynı tavrı gösterseydiler mutlu olurdum. Biliyorum çok bencilce ama keşke onları da benim gibi sevmeselerdi.
Bilgisayarım önümde açık; yazmak, anlatmak istediğim çok şey var. Ama maalesef oda arkadaşımı rahatsız ettiğim için telefonumdan yalan yanlış yazıveriyorum. Yurtta olmaktan da nefret ediyorum. "Bir eşcinselin hayatı" temalı bir film çekmesi için Mahsun Kırmızıgül'e gidesim var. Başrol ben olmak istiyorum. Ailemi de oynatsınlar. Çok tutulur eminim ki ... (LOOOOOL)
Ve Pisicik öyle büyük bir sıkıntıyla geri döndü ki bunu açıklamanın bir yolu yok.
Bye,
Purr
Kış Kedigillerinden olduğuna inanılan, kar taneleriyle aşk yaşayan antisosyal bir üniversiteli.
homofobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
homofobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2015 Çarşamba
17 Mart 2015 Salı
Bir Türk Filmi Klasiği; Fortlanmak + Toplu Taşıma Tacizleri
Eveet. Duşumu aldım, maskemi yaptım ve olmazsa olmazım çilekli sütümü içerkene sizlere sıkıcı hayatımdan bir "Annyeong!"(Küfretmedim Annyeong Korece'de Selaam/Merhabaa dimek.)
3 önemli (ıı bir tanesi size o kadar da önemli gelmeyebilir kkk ~) event meydana geldi son yazımdan beri. Hornet denilen uygulama ile biriyle buluşacak cesareti gösterdim, Asya'nın göbeğinden gelen lenslerim sayesinde gözlüklerimden kurtuldum, metroda tacize uğradım.
Evet evet. Bayağı travma atlattım sayılir. İyiyim ama. Yani umarım iyiyimdir. Şimdi İzmirli gençler bilir Göztepe ve Karşıyaka meselesini. Azılı rakiplerimiz sağolsunlar bazen çizgiyi aşabiliyorlar. Öhüm neyse. Ben yurtta kaldığımdan kargo alamıyorum. Geliyor, idare alamıyor ve yetmiyor bize haber verilmiyor. Bu yüzden kargomun kaybolmasından korkarakadres olarak okuldan samimi bir arkadaşımınkini verdim. Kargo gelmiş ama ailesi durumu açıklayamamışlar. PTT görevlisi beni aradı ama nasıl ukalayız.
"Siz o adreste ikamet(umarım böyle yazılıyordur) etmediğinizden kargonuzu teslim de edemedim ihbar belgesi de bırakamadım. Telefonunuzu görmesem kargoyu çoktan geri göndermiştim. -Bu arada ben durumu açıklıyorum - Yani ben bu kargoyu merkez şubeye ihbar edeceğim. Onlar geri postalamadan siz bir gidip deneyin şansınızı. Artık görevlinin insafına kaldınız. Dıt dıt dıt..."
Bu konuşmayı da okula giderken yaşıyorum tabii bende moral 0. 1 ay bekledim o kargo için ben lan. Merkez şube de ebesinin hörekesinde. Git Allah git. Neyse ertesi gün haftasonuydu ve ben internette araştırıp Merkez Şubelerin Cumartesi günleri öğlene kadar açık olduklarını okudum. Bir umut çıkıverdim yola. Gittim ama geç kaldım tabii kapalıydı. Dönerken metro istasyonu tıklım tıklımdı. Göztepe'nin maçı varmış. Ağzına kadar dolu olan trene binmeye çalıştık tabii ite kaka. Ben de kapının hemen önüne kaldım. Tam karşımda da 10-15 kişlik bir Göztepeli grubu var. Birisi aniden yanıma yaklaştı ve kıkırdayarak "Bakın burada ne buldum." dedi. Diğerleri katıla katıla güldüler ve ardından kalçamın hemen altına tekme yedim. Ne olduğunu anlamak için döndüğümde birini yerde gördüm. Herhalde sendeledi ve düşerken istemsiz olarak ayağını bana doğru savurdu diyerekten önüme döndüm ama belimde bir baskı var. Birileri dirseğiyle(olduğunu düşünüyorum) beni dürtüyor. 1 olur 2 olur 3 olur. Bunlar gülmeye devam ediyorlar. Başta bana sırıtan arkadaş da "Istersen arkanı kapıya dön kardeş *hahahahha* ne olur ne olmaz" diye kahkahayı patlatmasın mı? Bunlar aynı anda bana dokunmaya başladılar. Biri parmaklarını pantalonumun arka cebine sokar diğeri baldırımın arkasını okşar. Terliyorum sinirden, çok fazlalar yardım çağrısı atarcasına insanların gözlerinin içine bakıyorum. Hepsi kafayı çeviriyor. Yardım edin diye sesleniyorum kimse duymuyor.
Daha o kadar salağım ki "Müsaade eder misiniz?" diye sorup bir sonraki durakta iniyorum. Orada da peşmden geliyorlar ve ben aktarma yapacağım onları kaybetmek için. Özel firmanın metrosune doğru ilerlerken kendimi hem ağlar hem koşar halde buldum. Kalabalığı gördüğüm yerde aralarına dalıyor, ortalarında saklanıyordum. Böyle böyle ilerlerken kendimi kaybettirdiğimden emin olunca rahat rahat ağlayıp yurda döndüm.
Kedicik cidden çok korkmuştu. Titreye titreye saklanacak bir delik ararken yine bir başına olduğunu hatırlamak biraz ağırdı...
~
3 önemli (ıı bir tanesi size o kadar da önemli gelmeyebilir kkk ~) event meydana geldi son yazımdan beri. Hornet denilen uygulama ile biriyle buluşacak cesareti gösterdim, Asya'nın göbeğinden gelen lenslerim sayesinde gözlüklerimden kurtuldum, metroda tacize uğradım.
Evet evet. Bayağı travma atlattım sayılir. İyiyim ama. Yani umarım iyiyimdir. Şimdi İzmirli gençler bilir Göztepe ve Karşıyaka meselesini. Azılı rakiplerimiz sağolsunlar bazen çizgiyi aşabiliyorlar. Öhüm neyse. Ben yurtta kaldığımdan kargo alamıyorum. Geliyor, idare alamıyor ve yetmiyor bize haber verilmiyor. Bu yüzden kargomun kaybolmasından korkarakadres olarak okuldan samimi bir arkadaşımınkini verdim. Kargo gelmiş ama ailesi durumu açıklayamamışlar. PTT görevlisi beni aradı ama nasıl ukalayız.
"Siz o adreste ikamet(umarım böyle yazılıyordur) etmediğinizden kargonuzu teslim de edemedim ihbar belgesi de bırakamadım. Telefonunuzu görmesem kargoyu çoktan geri göndermiştim. -Bu arada ben durumu açıklıyorum - Yani ben bu kargoyu merkez şubeye ihbar edeceğim. Onlar geri postalamadan siz bir gidip deneyin şansınızı. Artık görevlinin insafına kaldınız. Dıt dıt dıt..."
Bu konuşmayı da okula giderken yaşıyorum tabii bende moral 0. 1 ay bekledim o kargo için ben lan. Merkez şube de ebesinin hörekesinde. Git Allah git. Neyse ertesi gün haftasonuydu ve ben internette araştırıp Merkez Şubelerin Cumartesi günleri öğlene kadar açık olduklarını okudum. Bir umut çıkıverdim yola. Gittim ama geç kaldım tabii kapalıydı. Dönerken metro istasyonu tıklım tıklımdı. Göztepe'nin maçı varmış. Ağzına kadar dolu olan trene binmeye çalıştık tabii ite kaka. Ben de kapının hemen önüne kaldım. Tam karşımda da 10-15 kişlik bir Göztepeli grubu var. Birisi aniden yanıma yaklaştı ve kıkırdayarak "Bakın burada ne buldum." dedi. Diğerleri katıla katıla güldüler ve ardından kalçamın hemen altına tekme yedim. Ne olduğunu anlamak için döndüğümde birini yerde gördüm. Herhalde sendeledi ve düşerken istemsiz olarak ayağını bana doğru savurdu diyerekten önüme döndüm ama belimde bir baskı var. Birileri dirseğiyle(olduğunu düşünüyorum) beni dürtüyor. 1 olur 2 olur 3 olur. Bunlar gülmeye devam ediyorlar. Başta bana sırıtan arkadaş da "Istersen arkanı kapıya dön kardeş *hahahahha* ne olur ne olmaz" diye kahkahayı patlatmasın mı? Bunlar aynı anda bana dokunmaya başladılar. Biri parmaklarını pantalonumun arka cebine sokar diğeri baldırımın arkasını okşar. Terliyorum sinirden, çok fazlalar yardım çağrısı atarcasına insanların gözlerinin içine bakıyorum. Hepsi kafayı çeviriyor. Yardım edin diye sesleniyorum kimse duymuyor.
Daha o kadar salağım ki "Müsaade eder misiniz?" diye sorup bir sonraki durakta iniyorum. Orada da peşmden geliyorlar ve ben aktarma yapacağım onları kaybetmek için. Özel firmanın metrosune doğru ilerlerken kendimi hem ağlar hem koşar halde buldum. Kalabalığı gördüğüm yerde aralarına dalıyor, ortalarında saklanıyordum. Böyle böyle ilerlerken kendimi kaybettirdiğimden emin olunca rahat rahat ağlayıp yurda döndüm.
Kedicik cidden çok korkmuştu. Titreye titreye saklanacak bir delik ararken yine bir başına olduğunu hatırlamak biraz ağırdı...
~
Etiketler:
aile,
aile olabilmek,
aile olmak,
eşcinsel,
eşcinsel aşk,
farklıolmak,
first love story,
gay,
gay love,
günlük,
homofobi,
homophobia,
ilişki uzmanı,
ilk aşk,
itiraf,
kedigiller,
şiddet,
yaoi,
yurt anıları
26 Şubat 2015 Perşembe
Yalnız Kedi
300 küsur köpeğin ortasında kalmış bir kedi olarak yardım çağrısı yapmaktan ciğerim soldu.
Üniversitede yurtta olmanın verdiği bütün depresif yan etkileri kemiklerime kadar hissediyorum. Yalnızım; oda arkadaşlarım barzoluktan ölmek üzereler. İsilik döküyorum; adamlar istediğimiz zaman nevresim takımlarımızı değiştirmemize izin veriyor ama oda arkadaşım tam 4 aydır aynı nevresim takımını kullanıyor = odaya burnuna mandal takmadan girilmiyor. Bir de sabah 4'e kadar uyumayan tayfa var ki sağ olsunlar sayelerinde hiç derse geç kalmıyorum. Tenks.
Çoğu zaman pes etme sınırına ulaştım. Yanımdakinin siyasetini dinlemekten ciğerim soldu. Laptop'umda yazı yazmaya kalkınca "Klavyeyle daha ne kadar boğuşacaksın?" diye laf yer oldum. Eve çıkacağım kafa bir arkadaşım ya da sevgilim olmadığından mahkumum buralara bu sene anlayacağınız. Artık ağlama krizlerime devam ben bunu hak etmiyorum diyerekten...
Askerliği düşünemiyorum bile ^^
Çok titiz bir şekilde ve en ince ayrıntısına kadar düşünen birisi olduğumu söylemekten nefret ediyorum ama bu yüzden kafama çok takıyorum. 6 kişiyle aynı banyoyu kullanırken bir kaç kere midemdekileri çıkarttığım doğrudur. Zira sifon nedir bilmeyen arkadaşlarla yaşıyorum. Laf etmeye geldiği zamansa çeneleri asla düşmüyor. Anneleri hiç mi temizlik öğretmemiş onu da merak ediyorum ayrıca...
Bir de sanki akrabam gibi giyimimden davranışlarıma kadar bir süzüşleri var aklınız hayaliniz almaz. Ben anne babamdan (ki ne kadar baskıcı olduklarını anlattım.) bu kadar anormal bir süzüş görmedim bunlardan görünce tuhafıma kaçıyor.
Duyurulur :D İzmir'de ev arkadaşı arayan gençlerimiz görüşmeye açığım :P :D
Delirmek üzereyim help.
Kedi..
![]() |
| Ben. |
Üniversitede yurtta olmanın verdiği bütün depresif yan etkileri kemiklerime kadar hissediyorum. Yalnızım; oda arkadaşlarım barzoluktan ölmek üzereler. İsilik döküyorum; adamlar istediğimiz zaman nevresim takımlarımızı değiştirmemize izin veriyor ama oda arkadaşım tam 4 aydır aynı nevresim takımını kullanıyor = odaya burnuna mandal takmadan girilmiyor. Bir de sabah 4'e kadar uyumayan tayfa var ki sağ olsunlar sayelerinde hiç derse geç kalmıyorum. Tenks.
Çoğu zaman pes etme sınırına ulaştım. Yanımdakinin siyasetini dinlemekten ciğerim soldu. Laptop'umda yazı yazmaya kalkınca "Klavyeyle daha ne kadar boğuşacaksın?" diye laf yer oldum. Eve çıkacağım kafa bir arkadaşım ya da sevgilim olmadığından mahkumum buralara bu sene anlayacağınız. Artık ağlama krizlerime devam ben bunu hak etmiyorum diyerekten...
Askerliği düşünemiyorum bile ^^
Çok titiz bir şekilde ve en ince ayrıntısına kadar düşünen birisi olduğumu söylemekten nefret ediyorum ama bu yüzden kafama çok takıyorum. 6 kişiyle aynı banyoyu kullanırken bir kaç kere midemdekileri çıkarttığım doğrudur. Zira sifon nedir bilmeyen arkadaşlarla yaşıyorum. Laf etmeye geldiği zamansa çeneleri asla düşmüyor. Anneleri hiç mi temizlik öğretmemiş onu da merak ediyorum ayrıca...
Bir de sanki akrabam gibi giyimimden davranışlarıma kadar bir süzüşleri var aklınız hayaliniz almaz. Ben anne babamdan (ki ne kadar baskıcı olduklarını anlattım.) bu kadar anormal bir süzüş görmedim bunlardan görünce tuhafıma kaçıyor.
Duyurulur :D İzmir'de ev arkadaşı arayan gençlerimiz görüşmeye açığım :P :D
Delirmek üzereyim help.
Kedi..
Etiketler:
eşcinsel,
eşcinsel aşk,
farklıolmak,
first love story,
gay,
gay love,
homofobi,
homophobia,
ilk aşk,
itiraf,
kedigiller,
şiddet,
yaoi,
yurt anıları
23 Şubat 2015 Pazartesi
Ölümle Yüz Yüze
Hayat her zaman toz pembe değildir...
Komikli görünmeye çalışarak yaptığım girişten sonra asıl yüzümü göstermek istedim.
14 yaşında ilkokulu yeni bitirmiş liseye geçiş yapacağım yazın verdiği heyecanla sınav sonuçlarını bekliyordum. Babam beni sürekli iş yerine (bir dükkandan çok topluma açık bir merkez - spor, eğlence vb. - ama ne olduğunu açıklamayacağım) çekiyordu. Çünkü resimlerimde hep ölen birileri vardı. Ve başında ağlayanlar...
Hep ağır konuları işleyen rock ve türevleri müzikleri dinler genellikle ağlardım. Beni mutlu eden şeyler kitaplar ve resim çizmemdi. Onlar olmadan bu konuma gelemezdim diye düşünüyorum. Neyse. Babamın iş yerinde yine sıradan bir gün orada bakıcılık yapıyorum kardeşlerime, bir çocuk yaklaştı bana. Oturuyordum. Dolayısıyla önüme geldiğinde başımı kaldırdım. Kafası ve omuzları tam güneşin önüne geldiğinden filmlerdeki gibi bir görüntü oluştu. Tıpkı aziz figürleri gibi :P
Yanıma oturdu. Gözleri bal rengiyle kahverengi arası anormal bir renkti. Anormal diyorum çünkü ışıkla canlandığına yemin edebilirdim. Sanki irisleri akışkan parlak bir sıvıyla doluydu. Tanrım kalbim çok hızlı çarpıyordu. Sonra adımı tahmin etti.(Babam söylemiş. Öyle zihin okumak filanlar yok. Maalesef. ) Kendini tanıttı. Ve ben eridim. Sesi çok güzeldi. Dağınık saçları 1-2 aylık uzatılmıştı. Biliyordum çünkü aynı saç modeline sahiptim. Geniş elmacık kemiklerinin üzerine serpiştirilmiş çilleri çok yakışıyordu. Kalın kaşlarının ardındaki gözleri sadece çok yakından belirginleşiyor onun dışında uzaktan birer çizgi halini alıyorlardı.( Miyop olmama rağmen gözlerinin içine kadar incelemişim.)
Benim istediğim lisede 1. sınıfı bitirdiğini ve babamın iş yerinin sahibinin oğlu olduğunu söyledi. Babası açılsın diye oraya ücretsiz çalışması için gönderiyordu onu. Benim hikayemin aynısıydı yani. Ve ben o günden sonra, istemeden gittiğim o iş yerine her gün gittim. Tüm yaz...
Telefonum yoktu henüz. Babam onların arasında utanıp sıkıldığımı görünce almıştı bir tane. Dünyalar benimdi artık. Bir de numarasını almıştım. Mesajlaşıyorduk. (O zamanlar eşcinselliğin ne olduğunu bilmiyordum. Ve itiraf etmem gerekirse ondan sonra kimseye böyle saf bir aşk besleyemedim.) Ona sürekli şiirler yolluyor, onu ne kadar sevdiğimden bahsediyordum. Hiç yanında cinsellikten bahsetmediğimden bir gün sorgulamıştı. Ben de abartılı şekilde bahsetmeye başladım. Sonra anladı istemediğimi ve gerek olmadığını söyledi. Abartıydı ve gereksizdi. Çünkü bilmiyordum. Çünkü ben ilk kez boşaldığımda ağlamıştım korkudan. Babam bana asla bahsetmezdi bu konulardan ve vücudumu bana tanıtmamıştı. Lisenin ilk yılı boyunca mastürbasyon yapmadan her uykumda boşaldığımda korka korka kendi çamaşırlarımı yıkarken ağladığımı bilirim, bende sorun var diye düşünerek. Neyse...
Ona şarkılar öneriyor aşk sözleri yazıyordum. Hiç terslemedi beni. Hatta arkadaş ortamına çağırdı. Babam izin vermedi gidemedim. Ona en sevdiğim kitaplarımı verdim okusun diye. Okumadı :) Liseye başlamadan 1 ay önce benimle konuşmayı kesti. Ve benimle aynı katta olduğundan teneffüslerde göz göze gelince ağlayasım gelirdi. Edebiyat öğretmenlerimin bayılarak okuduğu denemelerimde ve kompozisyonlarımda her konuyu ondan örnek vererek, ona yorarak ele almıştım. Beden eğitimi derslerimiz bir üst sınıflarla ortaktı ve onların sınıfıyla birlikte giyiniyorduk. Tüm arkadaşları ayakkabı bağcıklarımın birinin renginin diğerinden farklı olmasıyla ilgili dalga geçiyordu. Erkekliğiniz ayaklarınızda mı? diye sorunca da susuyorlar penisimi göstermemi istiyorlardı. Ben bu ortam için çok farklıydım. Çok korkak ve çekingendim. Ona bir sürü resim çizmişim. Ama o veremeden benimle konuşmayı kesmişti.(3. sınıftayken bir arkadaşımla gönderdiğimde aldığını görünce de saatlerce ağlamıştım.) Ona hiç cinsel açıdan ilgi duymamıştım. Sadece elini tutmak bir de öpmek istiyordum. Onunla uyumak hatta ona yemek yapmak. Mastürbasyonu öğrendiğimde pişman oluyordum. Ona ihanet ediyormuşum gibi geliyordu. Çünkü bastırılmıştım. Çünkü bilmiyordum.
Ve ardından ilk sanal ilişkimi facebookta 2. sınıftayken yaşadım. Kendimi tanıma evresindeyken her iki role de bürüneceğimi düşünüyordum. Ve eşcinsellik sadece sexti benim için. Çünkü sorabileceğim bana rol model olabilecek kimsem yoktu. Ortamda herkes kendini pazarlıyordu. Bu yüzden ben onunla bunları yapamam diyerek onu arkadaşça seviyorum diye kendimi kandırmıştım. Yanlış başladım bu ortama. Deli cesaretiyle telefon numaramı verdim. Nefes alış verişlerimle boşalan insanlarla muhatap oldum. Görebileceğiniz en iğrenç girişi yaptım eşcinsel hayatıma. Her zaman narindim. Hep sevimliydim(feminen anlamında) ve hep bebeklerle oynadım. Evciliğe bayıldım. Prenses resimleri çizmesi için anneme yalvardım. Aynısını çizmeye çalıştım. Ve gün geldi uyuya kaldığım bir anda mesajlarımı yakaladılar. Tabii ki penitration(böyle yazılıyordur umarım) gibi terimler değil açık öz anlatımla birbirimizi sanal olarak tatmin ettiğimizden ailemin anlaması saniyelerini almadı. Ne mi oldu? Annem kasıklarımı tekmeledi. Saçlarımdan tutarak beni yatak odalarına sürükledi ve babama okuttu mesajları. Babam o kadar hızlı vurmuştu ki acıyı hissedememiştim. Telefonuma el koydular.
2. ilişkim bana istediğim her kitabı alan Çakma Model. Onda da uyuklarken yakalandım. Bu sefer babam beni liseden almak için okuluma gitti. Beni odaya kapayıp 3 gün çıkarmadılar. İngilizce öğretmenim babamı okuldan kovmuş. Herkese intihar ettiğim haberi yayılmış. Müdür yardımcımız yasal yollara başvuracağı konusunda tehdit etmiş babamı. Ve 3. günün sonunda beni odadan çıkardıklarında ağlamaktan göz pınarlarım kurumuş bir vaziyette onlara sarılmak için sabırsızlanarak karşılarına çıktım. Hiç bir şey olmamış gibi davranıyorlardı. Onlara olan sevgi sözcüklerimi bir bir yutup attıkları nutukları dinledim. Babam beni kerhaneye götürecekti. Affedersiniz kadın becerecektim. Erkek olacaktım. İtiraz ettim. Unutuldu gitti.
3. ilişkim Izmir'e geliş sebebimde yine yakalandım.(evet insan salak olunca 3 ilişkisinde de uyuya kalarak telefon yakalatır.) Ama bu sefer farklıydı. Okuldaki rehber öğretmenime açılmıştım. Bir de bilen arkadaşım vardı üniversite öğrencisi. Ve mesajlarım cinsel içerikli değildi. Babamın yüzündeki o rahatlayış ifadesini anlatamam. Mesajlar aynen şöyleydi;
Kedi: Aşkım uykum var gözlerimi açamıyorum. Uyuyayım ben lütfen.
FakeJapon: Azıcık daha dur ya. Konuşuyoruz işte. Hem saatlerimiz uyuşmuyor. Okula da telefon götüremiyorsun. Özlüyorum.
Kedi: Uykum var.
Bundan sonrası yok. 20 küsur mesaj. Cevapsız çaģrı. Telefonumda da şifre yok babamlar istemiyor iki kere yakalayınca. Okuldan eve bir saat geç gidince telefonum kurcalanır arkadaşlarım tek tek aranır çünkü...
Neyse. Babam pek bir şey demedi telefonumu aldı elimden. Annem de ağlıyor. Tüm güvenimi yıktın diye. Anlamadığım nokta güveninin cinsel seçimlerimle ne gibi bir ilgisi olabilir. Düzeltiyorum bu bir seçim değildir! Kavgalar küfürler hakaretler. Kıyafetlerimin ayrı bir kirli sepetine konulması. Bana yemek verilmemesi. Kardeşlerimin benimle konuşmasının yasaklanması. Eve birisi gelince odadan çıkmama kuralı. Bunlar hep hafif şeyler.
Babam bir gün beni aldı dağın eteğine.
Babam: Oğlum sen si**lmekten mi hoşlanıyorsun?
Ben:...
Babam: Çok hoşuna gidiyorsa söyle iş yerime götüreyim hepsi bir posta atar.
Ben: Ağlamaya başlar...
Babam: Neden ağlıyorsun? Ne güzel fantezi yapmışsınız? Si**ni de yalarsın sen.
Ben: Yere çöktü artık kaldıramıyor.
Ve işe bundan sonrası acı. Babam vuruyor. Ben susuyorum ağlıyorum sessizce. O vuruyor.Her tokadında biraz daha kayıyorum karanlığa. O boğazımı sıkıyor. Senin gibi pislik yüzünden hapise girmeyeceğim diyor. Ve beni oracıkta titrerken bırakıp gidiyor.
Peki Kedi... Sen salak mısın tanımadığın birinin peşine Izmir'e geldin? Ben şu an fark ediyorum ki ben büyük bir depresyondaymışım. Kaçış yolu arıyormuşum. Üniversiteyi kazanmış olmam bile bana şu an mucize gibi geliyor. Lise ders bilgim hiç yok çünkü.
Bunları niye yazıyorum bana acıyın diye mi? Belki birileri okur. Ders edinir.. Çocuğunu korur. Çocuğuna farklı gözle bakması için birini uyarır. Bir değişiklik olur. Ben kendi çabalarımla pozitif düşünebilecek hale geldim. Bunları kendimi acındırmak için söylemiyorum. Saklanmayın. Birisinin hayatınızı karartmasına izin vermeyin. Zira ben artık hiç bir erkeğe güvenemiyorum. Izmir'de de tekim. Oradayken de tektim. Dost anlamında bile bir gay tanıdığım yok. Bu halde. Tek başıma savaşmak o kadar zor geliyor ki anlatamam. Umarım okurken birilerine bir şeyler katar bu yazı.
Sağlıcakla kalın.
Kedi
Etiketler:
eşcinsel,
eşcinsel aşk,
farklıolmak,
first love story,
gay,
gay love,
günlük,
homofobi,
homophobia,
ilk aşk,
itiraf,
şiddet,
yaoi
22 Şubat 2015 Pazar
Yeni Evlat Edinilen Şapşirik Kedi
Merhaba!
Ben Kış Kedisi ^^ 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. İlgi alanlarımın ve zevklerimin farklı olduğunu keşfettiğimden beri dünyaya daha renkli bakmayı öğrendim. Burada bizim gibi bir çok arkadaşımız olduğunu gördükçe ben de yazacağım diye bir heves kabarıverdi içim...
Tabii ki hepimizin anlatacak bir sürü hikayesi, derdi, umutları ve hayalleri var. Ama aramızda benim kadar saçmalayan bir insancık olduğunu hiç sanmıyorum. Bunları buraya yazayım ki ders olsun sizlere, kulaklarınıza küpeler takın üst üste....
Bu kedicik antisosyalin önde gideni. Bu yüzden yardımlarınızı esirgemezseniz çok memnun olurum ^^
Şimdilik bu kadar. Gerçekten sıkıcı hayatımı merak edenler olursa seve seve anlatacağım.
Bye ~
Etiketler:
eşcinsel,
eşcinsel aşk,
farklıolmak,
first love story,
gay,
gay love,
günlük,
homofobi,
homophobia,
ilişki uzmanı,
ilk aşk,
itiraf,
kedigiller,
yaoi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
